Baraka’m

Bir mevzum var. Anlatayım. İnsan Tarikatı’nın çıkışı 2011 Fatih’iydi. Kendince iddiasız da olsa bi’ başkaldırıydı bi’ şeylere, her şeye. Özgürlükler sınırlanmamalıydı mesela. İmkansız diye bir şey yoktu onda. Niyeti onu anlatmaktı. Tabi, sonra basitçe etnisite, müzik, sinema alanlarına daldı, hasılı son dönemlerde uğra(n)maz oldu… Şahsi tarafından bakarsam, o güne (2011) kadar ne eklendiyse Fatih’e onların bi’ dışa-vurumuydu İnsan Tarikatı. Ve temel böyle olunca, sarsılmasın diye değişiklik yapmaktan imtina ettim haliyle. Yani değişimi savunurken değişmemeye başladım diyebilirim. İnsan Tarikatı zihniyetine ihanet etmeme çabası özetle. Ya da bana öyle geldi, öyle görmeye başladım vaziyeti.

Bana öyle geldiği için de 2016’yı başlangıç kabul edecek yeni bir kimlik açayım dedim. Niyetim açılış halime çok saplanmak değil bu kez; tutarlılık kaygısından kurtulmuş keyfi ve fevri bir sayfa. Diyor ya Camus: …kendi sınırlarını gösterir ona. sınırlı özgürlüğünden, geleceksiz başkaldırışından, ölümlü bilincinden şüphesi olmayınca…

Baraka’da kendime anlatamadıklarımı ve anlatacaklarımı yazacağım. İlgimi çeken ya da çekmesini istediğim şeyleri de. Samimi karalamalar olacak yani. Müzik, kitap gibi kültürel şeylere de gireceğim elbette. İddiasız olacak bunlar…

Alanım burası işte. Ben ona şimdilik Baraka diyorum… Buyrun gelin Baraka’ma, misafirim olun. Samos Tepesi’ndeyim. Ulaşmak için bi tık kâfi.  (Fotoğraf bana ait: Mora’da Taygetus dağı.)

samos

Kıyıda

Burundian refugees gather on the shores of Lake Tanganyika in Kagunga village in Kigoma region in western Tanzania, as they wait for MV Liemba to transport them to Kigoma township, May 17, 2015. Burundi President Pierre Nkurunziza on Sunday made his first public appearance in the capital Bujumbura since an attempted coup last week failed to oust him from power, saying he was monitoring a threat posed by Islamist militants from Somalia. REUTERS/Thomas Mukoya      TPX IMAGES OF THE DAY

Fotoğraf: Thomas Mukoya, Reuters / Kigoma

Bilir misiniz göç ne demektir diye soruyor, evinizden ayrılmayı, şehrinize veda etmeyi, anılarınızı gözü yaşlı geride bırakmayı? Ekliyor, öyle yabancı illerden çaresizce umut beklemeyi, bilir misiniz?

Sadece üç harf hayatı değiştiren. Yo, aşk değil bu. Bu kez aşk değil.  Öyle güzel bir şey de sayılmaz zaten. Göç bu. Hayatın yönünü değiştiren keskin bir adım, sarılmaz yaralar açan, ümitlerle sonu belirsiz bir yolculuk bu.  Fırtınaya tutulursun ya kara denizde, öyle bir şey.

Anlatıyor, Şehrin keşmekeşliğinden kaçıp, kısa bir huzur almaya benzemez bu yolculuk. Deniz keyif yapılacak, nehir serinlenecek yerler değil bize. Yol onlar. Sonu belirsiz, umut yolu. Sınır onlar. Bir daha dönmemek için, dikenli teller bıraktığımız sınır.

Çok uzaklardan Rumca bir şarkının sözlerini hatırlıyor o sırada, Tanganika kıyısında. FAS

Sana söylemiştim, yine söylüyorum
Sahile inme (demiştim)
Fırtına olur sahilde
Ve seni alır, götürür

Kırmızı

brn

Fotoğraf: Goran Tomasevic, Reuters / Bujumbara

Değişim sancısı diye avutuyor kendisini. Kolay olmaz bu işler diyor kat’i bir ifadeyle. Sokaklar sivrilecek, duvarlar kırmızıya boyanacaktır elbette diye ekliyor sonra.

Kendinden eminmiş gibi görünmeye çalışıyor bunları düşünürken. Referansı tarih ne de olsa. Böyle değil miydi asırların hikâyesi bir bakıma? Termofil’de, Viyana’da ya da Gettysburg’da kaybedeni de olan zaferler kazanılmamış mıydı? Tarih dedikleri bunlardan ibaret değil miydi yıllarca? Bu kırmızı, bayraklara renk olmamış mıydı defalarca yeryüzünde? Hatta son asrın gerçeği değil miydi kurtuluş için katliamlar, Nanjing’te, Guernica’da, Halepçe’de, Srebrenitsa’da. Dünyanın tüm kıtalarında.

Kırmızı yadırganmamalı o zaman diyor, haklı olduğunu ispatlarcasına kendisine. Bir zamanlar ne güzel basitlemişti liderin biri; milyonların ölümü istatistiktir diyerek bu vaziyeti. Buydu işte milyonlarca trajedinin tanımı.

Biraz duruldu. Değil, olmamalı dedi bu kez. Sancısı çekilen değişim, kırmızıyı hiç değiştirmemişti aslında. Asırlarca aynı renkti. Burundi’de çekilen bu fotoğraftaki gibi hâlâ kırmızıydı. FAS

Bodrum’dan öte Avram Avinu

Endülüs’ün bağrından çıkmış güzel bi’ parça. Ladino dilinde yazılmış şarkı/ilahinin nakarat kısmında şunlar söyleniyor; “Babamız İbrahim, biricik babamız, mübarek babamız, İsrail’in ışığı”

Türkçe’ye düz çevirince tuhaf oldu tabi ama manasını zihnimizde tamamlayabiliriz bu sözlerin kanımca. Neyse, bu şarkı bize tanıdık aslında. Sefarad diye bir grup vardı, bizim dünyamıza bu parçayı ‘Bodrum’ ismiyle onlar soktu. Yukarıdaki mısraların yerine ise şunları söylüyordular Bodrum şarkısında; “Bu yaz Bodrum’da, yine kumsalda, yine barlarda, yine seninim”

Velhasıl, Ebdülüs’te Hz.İbrahim’e atfedilmiş sözlerin yerine Türkiye’de Bodrum barları konulmuş. Gerçi bunu yapan grubun isminin Sefarad olması da bir Türkiye ironisi olsa gerek.. Parça güzel, dinleyin derim… FAS

Vlepi o Theos to Ayvali*

ayvalik1

Yunan’ı denize dökmekle övünen bi’ milletin evladıyız. Lakin, İzmir’e, Bursa’ya, Ayvalık’a, özetle Batı Anadolu’daki bi’ şehre Yunanların yüklediği manayı, yazdığı şarkıları düşününce Türkler bu konuda biraz yavaş kalmış gibi. /// ‘Burası bizim’ deyip madden sahipleniyoruz şehirleri fakat bir şey eksik kalıyor genelde; ruhu. Gökdelenlerle, saçma apartmanlarla, tuhaf peyzajla binyılların bu şehirleri hormonlu binalar silsilesine dönüşmüş vaziyette. Yakında, Boğaziçi’nde kalan son konağa bakarak “İşte bir zamanlar buraları hep İstanbul’du” diyeceğiz belki de. Yine de teslim etmek gerek, belki de hakkıyla övülen, adına şarkılar yazılan tek şehir İstanbul, Türkler tarafından.

Paylaştığım bu şarkıya gelince, İzmir’e güzellemeler diyebilirim. Ama İzmir’den, Karşıyaka’dan bahseden bu şarkıda Ayvalık da unutulmamış misal. Yanlış çevirmediysem şarkıda şöyle diyor, “Tanrı Ayvalık’ı görür ve aklı durur”… Türkçe’de Ayvalık’a atfen ilk akla gelen şarkı genelde “Ayvalık tütüyor burnumda, getir evladım rakı-roka”… Popüler tabirle “Rakı-balık-Ayvalık” var bi’ de. /// Bir şeyler yazılıyor şehrilere nadiren de olsa, ama ruhu eksik kalıyor onun da. Tabi, yine hakkını vermek gerek, Türkler de Selanik’e yazmış güzel parçaları. Biraz elden avuçtan kayması gerekiyor herhalde kıymeti bilinmesi için bi’ şehrin. Velhasıl, bence güzel parça. Dinlenebilir… FAS

* Tanrı Ayvalık’ı görür

İzmir hakkında

izmir

“Kozmopolit Smyrna bir Yunan şehri değildi, fakat Osmanlının İzmir’i de bir Türk şehri değildi. İzmir’in Ermenileri yabancı değillerdi bu şehirde, ayrıca burası Yahudi nüfusun da kendi eviydi. İzmir’i Levantenler olmadan hayal etmek mümkün müdür peki? Kimi Avrupa’dan yeni gelmiş, kiminin ailesi kuşaklar boyunca yerli Hristiyanlarla karışmış, belki de Batı Avrupa’yla yeniden bağlar kurmuş ya da olan bağları zorunlu olarak korumuştu. Çingeneler ya da Siyahlar gibi pek fazla yazılı belge üretmeksizin yaşamış, bugün hâlâ yaşayan topluluklar nasıl bir kenara atılabilir? Geç devir Osmanlısının İzmir’i, cazibesini herkesin birlikte yarattığı sinerjiden alıyordu.”

Nereden çıktı İzmir anekdotu diyenler olacaktır bi’ ihtimal. Son haftalarda Pazar günleri, işyerinde olmaktan mütevellit Yunan müzikleri dinliyorum genellikle, az-biraz zihnî yolculuk olsun niyetiyle. Bazı şarkıların hikayesine yahut sözlerine baktığımda bi’ çoğu bi’ şekilde İzmir’e bağlanıyor. Şu an TC’nin ‘gavur’u olarak anılmaktan, Kordon’uyla övünmekten başka reklamı/tanınmışlığı olmayan bu şehrin geçmişte ne kadar farklı olduğunu, harbici bi’ dünya şehri olduğunu düşündürttü bana bu müzikler. Tabi, sadece Yunan müzikleri burada paylaştıklarım. Ki açıkçası Yunanlılar ve Türklerden başka da İzmir’i bu denli sahiplenecek millet var mıdır, bilmiyorum.

Özetle, kendiliğinden İzmir şarkılarından bi’ arşiv oluşmaya başladı. Kimisi İzmir’e yazılmış, kimisi İzmir çıkışlı sadece. Bi’ kısmını burada paylaşayım istedim. FAS

Misirlou – http://www.youtube.com/watch?v=_r_lt-iTzc0

To Dervisaki – http://www.youtube.com/watch?v=3E5088ftvN4

Smyrneika Tragoudia – http://www.youtube.com/watch?v=8_10VU9rXgk

Manaki Mou – http://www.youtube.com/watch?v=xTn37EZ3Jy8

Bornovali – http://www.youtube.com/watch?v=UKEHf9HwVv4

Smyrni mana kegete – http://www.youtube.com/watch?v=nTdnhHbAsJQ

Psarantonis

Şânı küreselleşmiş ‘yerel’ müzisyen, Psarantonis. O anki duygularına göre şarkıları yorumlayışı her seferinde değişiyormuş. Hissî yaşamın önemini küçümsemiyor demek amcamız dünyanın modernliğine sığınıp. ‘O an adamı’ diyebiliriz bi’ nevî. Giritli bu arada, bu normalliğinde Egeli olmasının da katkısı vardır kanımca. Şikagolu amcalar zorlama doğalcı geliyor bana genelde… Bir de, Yunan mitolojisi denince zihnimizde beliren bi’ Zeus resmi vardır hani. Bu amcayı görünce ‘Zeus hâlâ yaşıyormuş mu?’ demekten alıkoyamadım kendimi. FAS